Allah cc kullarına karşı adil olduğu gibi kullarınında birbirlerine adil olmalarını emretmiştir.
nabi90) bu ilahi emir aynı zamanda anne babanın çocukalrına karşı adaletli davarnması hususunda bir kaynaktır.
her çocuk farklı yaratılmıştır birisi bir konuda başarılı iken diğer çocuk başa konuda başarı gösterebilir.
bir çcuğumuzun kötü muamelede bulunması ona karşı şiddet uygulamak anlamına gelmemelidir.Peygamberimizin yanına bir adam gelmişti adam çocuğu kucağına alıp öpüp koklamaya başladı derken birde kızı geldi onuda önune oturttu ve bunu üzerine peygamberimiz sav ona aralarında eşit muamelede bulunacakmısın diye ikazda bulundu.
peygamberimizi örnek alarak çocukalarımız arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin hepsine aynı muamelede bulunalım.
->
hayrettin karaman hcamıza sorulmuş olan bu sorunun cevabına yine hocamızın kaleminden okuyalım.
Cevap:Bakara Sûresi’nin 221. âyeti, kadın erkek farkı gözetmeksizin kesin ve açık olarak müşriklerle müslümanların evlenmelerini yasaklıyor. Müşrik, Allah Teâlâ’ya zatında veya sıfatlarında ortak koşan, başka tanrı veya tanrıların veya tanrının sıfatını taşıyan varlıkların bulunduğuna inanan, bunlara tapan kimsedir. Ehl-i kitaptan maksat ise, İslam dini geldiğinde asıl dinlerinden uzaklaşmış, iman ve ibadette yanlış yollara sapmış, kitaplarının aslını kaybetmiş de olsalar gelip geçmiş bir peygambere ve onun getirdiği dine inanan, İslam’a göre bozulmuş olan bu dini doğru/sahih bilen ve bulan insanlardır.
->
Rüşvet, “din, ahlak ve kuralları gereği yapılmaması gereken bir şeyi, yaptırmak üzere, selahiyetli kişiye doğrudan veya bir aracı vasıtasıyla sağlanan menfaat”tir.
Hediye, “dostluğu pekiştirmek, ıslah etmek, meşru olanı sevdirmek ve benimsetmek, iyilik etmek, iyilik ederek tatmin olmak, meşru olan bir arzuyu gerçekleştirmek, bir iyiliğe ve hizmete teşekkür etmek gibi iyi maksatlarla birisine sağlanan menfaat”tir.
İslâm zinayı kesin olarak yasaklamış, kadın ile erkek arasında cinsî ilişkinin yegâne meşrû yolu olarak nikahı (evlenme akdini) getirmiştir. Evlenmeden maksat yalnızca cinsî tatmin olsaydı, bunun geçici (muvakkat) ve bir zamanla sınırlı olması da makul ve meşrû olurdu. Diğer birçok sistemde olduğu gibi İslâm’da da evlenmenin birden fazla sebebi ve maksadı vardır. Bunların başında ruh ve beden sağlığı içinde, toplumun manevi mirası ve değerleri ile bütünleşmiş nesiller yetiştirme maksadı gelmektedir. Ailenin bu fonksiyonunu yerine getirebilmesi, devamlı olmasına, aile fertlerinin tabiî ve kazanılmış kabiliyetlerine uygun bulunan iş bölümüne bağlıdır. İşte bu sebeple İslâm, evliliğin devamlı olması maksadıyla yapılmasını istemiş, bunu akdin sıhhat şartı kılmış, boşanmayı pek de hoş olmayan bir davranış ve son çare olarak caiz görmüştür.
Biz biliyoruz ki, Allah’ın (cc) izni olmadan hiçbir kul şefaat edemez! Ayetlerdeki hükümler bu konuda tereddüde yer vermeyecek kadar açıktır. Şefaat izni, tümüyle Rabb’imizin takdir ve tasarrufundadır. Rabb’imiz kimden razı olursa ona şefaat etme izni verebilir.
Demek ki, yaşadıkları İslamî hayat ve yaptıkları dinî hizmetlerine hayranlık duyduğumuz İslam büyüklerinin Rabb’imizi razı edecek halleri olduğunu düşünerek şefaatlerini ümid etsek hüsnüzanla bakmış oluruz, bir mahzur söz konusu olmaz.. Çünkü hüsnüzanda yanılmanın vebali yoktur.
Ancak şunu da unutmayız ki, şefaat izni sıradan kimselere verilmez. Şartı ağırdır.
İmam-ı Birgivi Hazretleri şefaat konusunda yanılmayı önleyecek şöyle bir tarif yapar:
-Bir adamın dışında dine aykırı haller görülürse, onun içinde dine uygunluk aranmaz! Hele şefaat edecek biri olabileceği hüsnüzannıyla da bakılmaz.!
Demek ki ilk şart, şefaati umulacak zatın Rabb’imizin rızasına aykırı düşecek hal ve hareketi görülmemelidir.
Büyük veli Bayezid-i Bistami de, şefaat izni kazanmanın kolay olmadığını şöyle bir örnekle ifade etmektedir:
Yüce Allah Kuranı kerimde Müminlerde Allah sevgisinin diğer sevgilerden daha kuvvetli olduğunu (bakara)Hz peygemberde Allah ve rasulünü herşeyden daha çok seven kimse ile sevdiğini ancak Allah için seven imanın tadına varacağını bildirmiştir.
Eğer Allah´ı hakkıyla tanısaydınız, duanızla dağlar yerinden oynardı hadisini açıklar mısınız?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
“Eğer siz Allah’tan hakkıyla korksaydınız, kendisiyle birlikte cehaletin yeri olmayan ilmi elbette ki tahsil ederdiniz. Şayet, siz Allah’ı layıkıyla bilmiş olsaydınız, anlasaydınız, dualarınızla dağlar yerinden oynardı.” (Suyuti, Cami’u’s-Sağir 5:319, Hadis No:7448)
İnançsız kişiler içinden bazıları, sizin âmiriniz gibi başkalarının inançlı ve huzurlu olmalarından rahatsızlık duyar, onları da kendilerine benzetmek, bunu yapamazlarsa bile rahatsız ve huzursuz etmek isterler. Önce bunların amacını keşfetmek gerekir; kötü niyetli (yani inancı sarsmak veya mümini huzursuz etmek gibi niyetleri olan) birisi ise onunla tartışmanın, ona cevap vermenin, ikna etmeye çalışmanın pek faydası olmaz, aksine tarafların olumsuz duygularını kamçılar, hatta bazı kötü eylemlere yol açabilir.

Sözlükte hicret eden kimse denilmektedir.Bİr yeri terkeden ve başka bir memlekete göç eden anlamına gelen muhacir islamin giderek tehdit edilmesi mekkenin yaşanılmaz bir hal alması göçü zorunlu hale getirmiştir.

İslam inancına göre Hz adem bütün insanlığın atası olduğu gibi Hz. Havvada annesidir.İslamda kadın yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir.İlke olarak insanların en değerlisi takvada en üstün olanıdır.nitekim hz peygamber sav şöye buyurmuştur:müminlerin imanca en mükemmel olanı ,ahlakı en iyi olanıdır,en hayırlı olanlarınız da kadınlara karşı hayırlı olanıızdır.8riyazus salihin).
Muhterem Müslümanlar!
İnsanlığın dünya ve ahiret kurtuluşu için Yüce Allah tarihin çeşitli dönemlerinde pek çok peygamber göndermiştir.
Bu peygamberler sadece dar anlamda birer din temsilcisi değildi. Allah onları, aynı zamanda kendi toplumlarında, hatta bazılarını insanlık âleminde büyük değişimler yapan, derin ve kalıcı tesirler bırakan mânevî, ahlâkî ve sosyal önderler olarak göndermişti.
Ancak, Kur’an-ı Kerim’de verilen bilgilerden anlıyoruz ki, eski kavimlerin bilhassa ileri gelenleri, varlıklı, yönetici ve aristokrat kesimleri peygamberlerin tebliğlerini, bir yandan batıl dinlerini, diğer yandan zulüm ve haksızlıklara dayalı kurulu düzenlerini yıkacağı için tehlikeli görmüşler ve peygamberlere karşı savaş açmışlardı.
* “Bela” zamanı neye derler?
* Misak’a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:
Elestü birabbiküm (Ben sizin rabbiniz değil miyim?) diye sordu.
Onlar da:
“Bela (Evet Rabbimizsin)” dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.
* Rabbin kimdir? Seni kim yarattı?
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.