<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Soru ve Cevaplar</title>
	<atom:link href="http://www.islamisorucevap.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamisorucevap.com</link>
	<description>Dini Sorularınıza Cevap Bulacağınız Site</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 12:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Ziyaretçi Sorusu</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-17</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-17#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 12:10:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ziyaretçi Soruları]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[helal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1110</guid>
		<description><![CDATA[Boza veya kefir neden haram değildir? Örneğin boza bekleme süresine göre yüzde 2 ila 6 arasında etanol içermeye başlar fermantasyondan ötürü.Kefirde de böyle bi durumun olduğunu duydum.Beni bilgilendiren bi kardeşimiz varsa çok sevinirim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-1175961506992236";
/* islami soru */
google_ad_slot = "8993362601";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></-> <p>Boza veya kefir neden haram değildir? Örneğin boza bekleme süresine göre yüzde 2 ila 6 arasında etanol içermeye başlar fermantasyondan ötürü.Kefirde de böyle bi durumun olduğunu duydum.Beni bilgilendiren bi kardeşimiz varsa çok sevinirim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-17/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziyaretçi Sorusu</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-16</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-16#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 21:44:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ziyaretçi Soruları]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretçi soruları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1108</guid>
		<description><![CDATA[hayırlı kandiller.ben 27 yaşında 1 çocuk annesiyim.bana ilk evlendiğimden beri özellikle evde daral geliyo ruhum daralıyo birileri sıkıştırıyo sanki içimi.bunu ilk zamanlarda eşime sölüyodum fakat bana hep herşey insanın kendi kafasında biter pozitif ol diyodu.fakat zelikle bu aralar eşimde aynı durumda hatta benden kat kat fazla.gece bile uykudan kalkıp daralıyorum diyip dışarı çıktığı oluyor.ve bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hayırlı kandiller.ben 27 yaşında 1 çocuk annesiyim.bana ilk evlendiğimden beri özellikle evde daral geliyo ruhum daralıyo birileri sıkıştırıyo sanki içimi.bunu ilk zamanlarda eşime sölüyodum fakat bana hep herşey insanın kendi kafasında biter pozitif ol diyodu.fakat zelikle bu aralar eşimde aynı durumda hatta benden kat kat fazla.gece bile uykudan kalkıp daralıyorum diyip dışarı çıktığı oluyor.ve bu son zamanlarda iice çoğaldı.beni sevdiğini fakat görmek istemediğini,eve gelmek istemediğini hatta işe bile gitmek istemediğini söylüyor.parasal olarakta sanki başımızda bir bulut var ve elimizdeki para yok oluyo sanki.bütün işlerimiz tersine gidiyor.eşimde eve dama sığmıyor derler yaa aynı o durumda.üzerimizde veya evimizde büyü veya uğrak durumu olabilirmi.eğer varsa bunu nasıl çözebiliriz.bu işlerle ilgilenen hocalar var ama çok para istiyorlar.zaten elde avuçta bişi yok.bu mubarek kandil gününde sizden yardımlarınızı bekliyorum</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-16/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEVLİD-İ NEBİ(cuma hutbesi)</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/mevlid-i-nebicuma-hutbesi</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/mevlid-i-nebicuma-hutbesi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 12:03:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma hutbeleri]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLİD-İ NEBİ(cuma hutbesi)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1106</guid>
		<description><![CDATA[MEVLİD-İ NEBİ Muhterem Kardeşlerim! Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız. Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise; “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhid-ü irfan kânıdır Bu gelen aşkına devreyler felek Yüzüne müştak durur ins ü melek.” dizeleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MEVLİD-İ NEBİ<br />
Muhterem Kardeşlerim!<br />
Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız.<br />
Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise;<br />
          “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır<br />
Bu gelen tevhid-ü irfan kânıdır<br />
Bu gelen aşkına devreyler felek<br />
Yüzüne müştak durur ins ü melek.”<br />
dizeleriyle tezahür etmiştir.<br />
          Değerli Kardeşlerim!<br />
          İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir<span id="more-1106"></span> kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu…<br />
O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan,  insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.<br />
          Kardeşlerim!<br />
Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur&#8230;”3 ayetiyle duyurulmuştur.<br />
       Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir.<br />
Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…<br />
         Kardeşlerim!<br />
   Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”<br />
Kardeşlerim!<br />
Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız.<br />
      Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki:<br />
“Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”<br />
1.	Ahzab, 33/45-46<br />
2.	Müddessir, 74/1-2<br />
3.	Al-i İmran, 3/164<br />
4.	Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126<br />
5.	Tevbe, 9/128<br />
6.	Al-i İmran, 3/31 </p>
<p>Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/mevlid-i-nebicuma-hutbesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimize Özel(mevlit Kandili)</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/peygamberimize-ozelmeevlit-kandili</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/peygamberimize-ozelmeevlit-kandili#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 05:42:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1103</guid>
		<description><![CDATA[Bu gece inşallah mevlit kandili peygamberimizin doğumu bu gece peygamberimizi öveceğiz ona bol bol salevati şerife getireceğiz bu geceye özel peygamberimizin hayatını gözden geçirelim inşallah. Hz. Peygamber’in soyu yirmi birinci kuşaktan atası olan Adnân vasıtasıyla Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanmaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in soyunun da mensup olduğu Kuzey Araplar’ına İsmâilîler veya Adnânîler gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu gece inşallah mevlit kandili peygamberimizin doğumu bu gece peygamberimizi öveceğiz ona bol bol salevati şerife getireceğiz bu geceye özel peygamberimizin hayatını gözden geçirelim inşallah.</p>
<p>Hz. Peygamber’in soyu yirmi birinci kuşaktan atası olan Adnân vasıtasıyla Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanmaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber’in soyunun da mensup olduğu Kuzey Araplar’ına İsmâilîler veya Adnânîler gibi isimler de verilmektedir <span id="more-1103"></span>(Araplar’ın diğer ana kolu, anayurdu Güney Arabistan olan Kahtânîler’dir). Hz. Peygamber’in Adnân’a kadar soy kütüğü kesin olarak bilinmekte olup şöyledir: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib (Şeybe) b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusay b. Kilâb b. Mürre b. Kâ‘b b. Lüey b. Gâlib b. Fihr (Kureyş) b. Mâlik b. Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Mead b. Adnân. Bu tabloya göre Hz. Peygamber, Araplar’ın, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in soyundan gelen Adnânîler kolundan, Kureyş kabilesinin Hâşimoğulları sülâlesine mensup Abdullah b. Abdülmuttalib’in  mevlit kandiliniz mübarek olsun</p>
<p>Dr. Casim Avcı</p>
<p><img src="http://www.sonpeygamber.info/images/upload/image/birlesik_r10_c2.gif" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/peygamberimize-ozelmeevlit-kandili/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Ayında Zengin ve Fakirin İmtihanı</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/kis-ayinda-zengin-ve-fakirin-imtihani</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/kis-ayinda-zengin-ve-fakirin-imtihani#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 15:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1101</guid>
		<description><![CDATA[Kış Aylarında fakirler 1 lokma ekmek peşine düşer iken zengin ne yapar acaba? ma daha temel ihtiyaçlarını temin edememiş, giyim kuşamdan başka barınabileceği rahat bir meskene dahi kavuşamamış yoksullar ise kış manzaralarını endişe içinde izler, çoluk çocuk donma tehlikesi mi geçireceğiz acaba, telaşıyla karşılar beyaz kar manzaralarını. Demek ki, böyle zor devrelerde zengin de fakir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kış Aylarında fakirler 1 lokma ekmek peşine düşer iken zengin ne yapar acaba?<br />
ma daha temel ihtiyaçlarını temin edememiş, giyim kuşamdan başka barınabileceği rahat bir meskene dahi kavuşamamış yoksullar ise kış manzaralarını endişe içinde izler, çoluk çocuk donma tehlikesi mi geçireceğiz acaba, telaşıyla karşılar beyaz kar manzaralarını. Demek ki, böyle zor devrelerde zengin de fakir de imtihanda. Zengin sadece kendi zevkini düşünüp yoksula ilgisiz kalırsa imtihanı kaybeder. Yoksul da tevekkül ve teslimiyetini yitirip halinden isyana yönelirse imtihanı kaybeder.. İki tarafın da kış imtihanı böyle oluşur bu türlü zor devrelerde. <span id="more-1101"></span></p>
<p>İrşat eserlerinde verilen misalin sonucuna baktığımızda, ihtiyaç içinde inleyen yoksulu düşünmeyen zenginin imtihanı daha ağır gibi görünüyor. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan hepimizi düşündürmesi gereken bu misali birlikte okuyalım. Bakalım zor şartlarda hep kendi zevkinin peşine düşüp yoksulun halini hiç hayal etmeyenlerin sonları nasıl oluyor bir görelim. </p>
<p>*** </p>
<p>Fırtınalı bir havada uçuşan kar taneleri, kara kargayı coşturmuştu. Çünkü sırtındaki sağlam tüyler onu tam koruyor, soğuklar kalın tüylerle kaplı bedenine işlemiyordu. Bu yüzden konduğu ağacın dalından çevreyi keyifle seyrederken ötmesini de sürdürüyordu: </p>
<p>- Yağ yağ, konduğum dala çıkıncaya kadar yağ!. Halbuki hemen yanı başındaki dalda zayıf tüylü serçe de titreyerek sızlanıyordu. </p>
<p>- Yağma yağma, zayıflar var, zavallılar var!.. Bu sızlanış kara kargayı hiç mi hiç etkilemiyor, yine devam ediyordu konduğu dalda: </p>
<p>- Yağ yağ, konduğum dala çıkıncaya kadar yağ!.. Manzara zevki kargayı coşturmuş, soğuktan titreyen küçük kuşları düşünemez duruma getirmişti.. </p>
<p>Rabb&#8217;imiz, karganın sadece kendini düşünüp, zayıfları, zavallıları hesaba katmayışına razı olmadı. Zayıfların halini düşünecek duruma getirmek istedi. Bu sebeple de yaramaz bir çocuğu ona musallat etti. Çocuk karganın, bağıra çağıra öttüğü ağacın dibine gelerek yukarı doğru yavaşça tırmanmaya başladı. Yine yağ, yağ diye bağırmaya başladığı bir sırada kuyruğundan yakalayıp tutmaya çalıştı. Bu sırada çırpınmaya başlayan kargada ne tüy kaldı ne de telek. Hepsini de çocuğun elinde bıraktığından güç bela sıyrılıp karşı binanın çatısına zar zor konabildi. Artık yağan karlar esen soğuk rüzgârlar çıplak vücuduna temas ediyor, düşünmediği zayıfların halini olanca şiddetiyle titreyerek hissediyordu.. İşte bundan sonra ötüşünü değiştiren karganın cılız sesi duyuldu: </p>
<p>- Yağma, yağma! Açık var, çıplak var!.. Ne yazık ki karganın bu dileği hemen yerine gelmedi. Yağış devam etti. O da önceden hiç düşünmediği zayıfların hayatını, sıkıntısını yaşamayı sürdürdü. Ne kadar duygusuz, bencil davrandığını iyice hissetti, böylece dersini almış, bize de dersini vermiş oldu. Misali yorumlayan irşad alimleri derler ki: </p>
<p>-İnsanlar varlıklı halde iken yoksulların halini düşünmeli, kendi zevklerinde kaybolmamalıdırlar. Şayet böyle bir bencillikte kalırlar da yoksulun sıkıntısını, maruz kaldığı zorluğunu düşünmezlerse, bir gün olur onlar da halini düşünmedikleri yoksulun haline düşer, aynı zorluk ve sıkıntıyı bizzat yaşarlar. Bundan sonra ne kadar yanlış yaptıklarını anlayıp pişmanlık duyarlar. Ancak bu pişmanlık düştükleri durumdan hemen kurtarmaz onları.. İyisi mi, varlıklı günlerimizde yokluk çekenleri düşünmeli, ısındığımız zamanlarda da üşüyenleri hatırlayıp dertlerine deva olmaya gayret göstermeliyiz ki, aynı akıbete müstahak duruma düşmeyelim. Aynı sonucu biz de yaşamaya layık hale gelmeyelim!. </p>
<p>Bilmem siz ne dersiniz bu misale ve bu misalden çıkarılan bu mesaja<br />
&#8230;.<br />
ahmetsahin.org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/kis-ayinda-zengin-ve-fakirin-imtihani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziyaretçi Sorusu</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-15</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-15#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 19:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ziyaretçi Soruları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1099</guid>
		<description><![CDATA[sa.hocam sevdiğin kızla mesajlaşmak caiz midir eğer caizse ne ölçüde caizdir yada mesala okuldan bi kız arkadaşınla mesajlaşmak caiz midir?Allah&#8217;a emanet olun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>sa.hocam sevdiğin kızla mesajlaşmak caiz midir eğer caizse ne ölçüde caizdir yada mesala okuldan bi kız arkadaşınla mesajlaşmak caiz midir?Allah&#8217;a emanet olun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-15/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gayb bilgisi, cinler, yıldız kayması, ilgili ayet ve hadisler.</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/gayb-bilgisi-cinler-yildiz-kaymasi-ilgili-ayet-ve-hadisler</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/gayb-bilgisi-cinler-yildiz-kaymasi-ilgili-ayet-ve-hadisler#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 14:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlmihal Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1097</guid>
		<description><![CDATA[bu konudaki kaynağımı çok değerli hayrettin karaman hoca efendimizin resmi sitesidir bu bilgiyi kendisinin sitesinden aldık . &#160; Konu ile ilgili hadis rivayetlerinde verilen bilgilerin -detay bir yana- özüne baktığımızda ve bunları bir yandan akıl ve kesin bilgiler, diğer yandan Kur&#8217;an âyetlerinin ışığında değerlendirdiğimizde Resûlullah&#8217;ın (s.a.), Cahiliye devrinde olduğu gibi bugün de devam eden bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bu konudaki kaynağımı çok değerli hayrettin karaman hoca efendimizin resmi sitesidir bu bilgiyi kendisinin sitesinden aldık .</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Konu ile ilgili hadis rivayetlerinde verilen bilgilerin -detay bir yana- özüne baktığımızda ve bunları bir yandan akıl ve kesin bilgiler, diğer yandan Kur&#8217;an âyetlerinin ışığında değerlendirdiğimizde Resûlullah&#8217;ın (s.a.), Cahiliye devrinde olduğu gibi bugün de devam eden bir takım batıl inançları ve gaybı bilme iddiaların reddettiğini görüyoruz. Peygamberimiz, bugün de sık sık tekrarlanan &#8220;ama cincilerin, falcıların, medyumların&#8230; bazı dedikleri doğru çıkıyor&#8221; şüphesine de bir açıklama getiriyor. Bu açıklamanın özü şudur: Her şey Allah&#8217;ın ilmi, iradesi, kudreti ve yaratması ile olur. Allah Teâlâ madde âleminde yapacağı, yaratacağı bazı şeyleri meleklere bildirir, onlara vazifeler verir. Meleklerin bulunduğu ve bu bilgilerin alıp verildiği semâ, yüce âlem (mele-i a&#8217;lâ), yıldızlar gibi maddî varlıkların bulunduğu sema (maddi evren) değildir. Maddenin bittiği, arş ile ayrılan (arşın sınır olduğu) <span id="more-1097"></span>rûhânî (fizik ötesi) semadır. Cin şeytanları, bu rûhânî, gayr-i maddî semaya sokulmazlar. Sınıra yaklaşarak girmek istediklerinde ateş topuna benzer bir silahla ateş edilerek uzaklaştırılırlar. Ancak yaratılışları icabı sınıra kadar yaklaşınca bazı bilgi kırıntılarını, kulak hırsızlığı yoluyla elde ederler. Elde ettikleri bilgi az, eksik ve yetersizdir; bu sebeple onların gaybı öğrendikleri ve bildikleri söylenemez. Bu eksik bilgilerin yanına birçok yalanı, hurafeyi, batıl inanca esas teşkil eden bilgiyi katarak insan şeytanlarına (falcılar, kahinler, cinciler&#8230; bunlara dahildir) bildirirler. İşte insan şeytanlarının söylediklerinden bir kısmının doğru çıkmasının sebebi budur; yani doğru kısım, meleklerden çaldıkları kısımdır, yalan ve yanlış kısım ise kendilerinin uydurup adamlarına bildirdikleridir.<br />
&#8220;Onları, taşlanmış her şeytandan koruduk&#8221; şeklindeki çeviri bize göre isabetli değildir. Zamiri semaya ait kılarak &#8220;Onu&#8230; koruduk&#8221; şeklinde çevrilmesi gerekir. Korunan maddi yıldızlar değil semâdır; yani meleklerin yeri olan ve şeytanların sokulmadığı madde ötesi âlemdir.<br />
Yıldız kayması, göktaşları, gökte yanıp parlayan ve sönen gazlar&#8230; ile &#8220;cin şeytanlarının madde ötesi semadan kovulması için kullanılan ve mahiyeti de (ne olduğu da) bizce bilinmeyen silahı&#8221; birbirine karıştırmak doğru değildir. Peygamberimiz (s.a.) yıldız kayması ile ilgili bir Cahiliye inancını reddederken &#8220;şeytanlara karşı kullanılan ateş topu misali silah&#8221;tan da söz ettiği için bu ikisi birbirine karıştırılmış olmalıdır. Âyetlerde &#8220;şeytanlara karşı kullanılan silah&#8221;ın yıldız veya yıldız kayması olduğu söylenmiyor. Hadislerde böyle ifadeler veya îmâlar var; ancak mütevatir olmayan haberler (hadisler) itikad ve kesin bilgi için yeterli değildir; yani bilgi kaynağı olmaz.<br />
Müslümanların, âyet ve hadislerin lafzı yanında amacını da göz önüne almaları, inanç ve davranışlarını buna göre ayarlamaları gerekirken, hadislerin asıl amacı olan &#8220;Cahiliye inanç ve anlayışlarının reddini, asılsız olduğunu&#8221; öğrenecek ve hala devam eden bazı saçmalıklardan kurtulacak yerde, din ve dünya hayatlarıyla bir ilgisi bulunmayan &#8220;ateş topu&#8221; silahının ne olduğunu merak etmeleri, yıldız kayması ile bunlar arasında aynılık ilişkisi kurmaları da düşündürücüdür.<br />
Gayb bilgisi, gözle görülemeyen, daha doğrusu herkeste bulunan tabîî bilgi araçları ile elde edilemeyen bilgidir. Bu da ikiye ayrılır: Mutlak ve nisbî (göreceli). Kıyametin ne zaman kopacağı mutlak gayba örnektir, bunu Allah&#8217;tan başkası; tabîî olsun, icat edilmiş bulunsun hiçbir araç ile bilemez. Yağmurun ne zaman yağacağı, rahimde çocuğun varlığı ve cinsiyeti ise göreceli gaybe örnektir; bu bilgiler tabîî araçlara göre gayb bilgisidir, meteorolojik ve tıbbî araçlara göre insanların elde edebileceği bilgilerdir. Bu çeşit gaybı (göreceli gaybı), araçlar vasıtasıyla bilmek mümkündür; ancak bunu bilmekle insanlar gaybı bilmiş olmazlar; çünkü araç icat edilince onunla ilgili bilgi &#8220;gayb bilgisi&#8221; olmaktan çıkmıştır.</p>
<p><a href="http://www.wmsimal25.com/">http://www.wmsimal25.com/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/gayb-bilgisi-cinler-yildiz-kaymasi-ilgili-ayet-ve-hadisler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Organ Nakli Caizmidir?</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/organ-nakli-caizmidir</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/organ-nakli-caizmidir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 15:56:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[İlmihal Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[organ nakli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1090</guid>
		<description><![CDATA[bugünlerde çok tartışılan organ nakline açıklık getirelim inşallah. Hastalık ve tedavi konusunda kamuoyunun genel dinî telakkisini belki de en çok meşgul eden meselelerden birisi organ naklidir. Günümüzde organ nakli konusu, alternatifsiz bir tedavi yöntemi olması yüzünden tıp ilminin önemli bir uğraşısı olduğu gibi, organı veren ve alan iki tarafın da insan olması ve insan uzvu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bugünlerde çok tartışılan organ nakline açıklık getirelim inşallah.</p>
<p>Hastalık ve tedavi konusunda kamuoyunun genel dinî telakkisini belki de en çok meşgul eden meselelerden birisi organ naklidir. Günümüzde organ nakli konusu, alternatifsiz bir tedavi yöntemi olması yüzünden tıp ilminin önemli bir uğraşısı olduğu gibi, organı veren ve alan iki tarafın da insan olması ve insan uzvu üzerinde tasarruf yapılmasını gerektirmesi sebebiyle konu din, hukuk ve ahlâkı da yakından ilgilendirmektedir. Burada sadece konunun dinî öğreti ve telakkiyi ilgilendiren kısmı üzerinde durulacaktır.<span id="more-1090"></span><br />
Hastalık ve tedavi konusunda kamuoyunun genel dinî telakkisini belki de en çok meşgul eden meselelerden birisi organ naklidir. Günümüzde organ nakli konusu, alternatifsiz bir tedavi yöntemi olması yüzünden tıp ilminin önemli bir uğraşısı olduğu gibi, organı veren ve alan iki tarafın da insan olması ve insan uzvu üzerinde tasarruf yapılmasını gerektirmesi sebebiyle konu din, hukuk ve ahlâkı da yakından ilgilendirmektedir. Burada sadece konunun dinî öğreti ve telakkiyi ilgilendiren kısmı üzerinde durulacaktır.</p>
<p>Kısa bir tarihçe vermek gerekirse, yaklaşık XVI. yüzyılda başlayan otoorgan nakli giderek geliştirilmiş, XIX. yüzyılda insandan insana doku ve organ nakline başlanmış, önceleri deri, damar, kas nakli şeklinde başlayan bu tedavi yöntemi giderek geliştirilerek kalp, karaciğer, böbrek, kemik iliği, kornea gibi hayatî organların nakli aşamasına gelinmiş, XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bunda da başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Artık organ nakli günümüzde, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de binlerce ölümcül hasta için bir ışık ve yaşama ümidinin kaynağı durumundadır. Ancak, insandan insana organ nakli böylesine önemli bir tedavi yöntemi olmasının yanı sıra, bazı dinî ve hukukî sorunları da beraberinde getirmiş ve konu değişik çevrelerde farklı açılardan tartışılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Organ naklinin İslâm’ın prensip ve amaçlarıyla ilişkisini kurarken konu iki ayrı açıdan ele alınabilir. Birincisi, organ naklinin itikadî (inanç esasları) ve uhrevî (âhiret hayatına ilişkin sonuçları) açıdan değerlendirilmesi. İkincisi de, organ naklinin İslâm hukukunun ilke ve gayeleri açısından incelenip câiz olup olmadığının araştırılması.</p>
<p>1. İtikadî ve Uhrevî Açıdan</p>
<p>Organ naklinin itikadî ve uhrevî açıdan değerlendirilmesi, bunun cismanî haşir inancıyla, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meselesiyle ve genel olarak dinî sorumluluk esaslarıyla bağdaşıp bağdaşmayacağı gibi tartışmaların açılmasını ve bu konularda belli bir sonuca varılmasını gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Cismani haşir ve o organla işlenen günah</p>
<p>Ehli sünnet bilginlerinin ve kelâmcıların çoğunluğu, âhirette haşrin cismanî olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği, ceza veya ödüle muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an âyetleri de bu görüşü doğrular mahiyettedir (bk. Tâhâ 20/55; elHac 22/5, 7; enNûr 24/20; Yâsîn 36/7879; elKıyâme 75/34). Âhirette haşrın cismanî (bedenî) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismanî haşirle doğrudan ilişkisi, daha doğrusu organ naklinin cismanî haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebilir. Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’ânı Kerîm’de (elKıyâme 75/34) âhirette insanın bütün uzuvlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı ifade edilir. Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri de herkesin aslî parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler.</p>
<p>Emanetle işlenen günahın sorumluluğu</p>
<p>Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin cüzünü oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle alâkalı bir meseledir. Çünkü sorumlulukta aslolan iradedir, sorumlusu da o organları kullanan şahıstır. Nitekim emanet olarak verilen bir şeyle birisine zarar verilirse, bundan asıl mal sahibi değil, onunla zarar veren kimse sorumlu olur.</p>
<p>Kıyamette organların şahitliği</p>
<p>Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince, bu husustaki âyet ve hadisler organların âhirette lisânı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkânının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlanabilir. Bu konudaki âyetler (enNûr 24/24; Fussılet 41/19, 21, 22) gerçek anlamında alınsa bile yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez. Zira her şey Allah’ın bilgisi dahilindedir ve organlar her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler.</p>
<p>Dini sorumluluk açısından ve Müslim-gayr-i Müslim olması bakımından</p>
<p>Konuya genel olarak dinî sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi mânevî, ruhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır. </p>
<p>Diğer taraftan, dikkatten uzak tutulmaması gereken bir husus, İslâm dininin, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insana insan olarak baktığı ve eşit bir yaşama hakkı tanımış olduğudur. Şu halde organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de isabetli olmaz. İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür (elMâide 5/3). Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayri müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’tır. Sorumlulukta herkesin kendi hür iradesi esastır. Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.</p>
<p>2. İslâm Hukuk Prensipleri Açısından</p>
<p>İslâm hukuku açısından organ naklinin hükmüne, câiz olup olmadığına gelince; çağımızda güncelleşen bu mesele hakkında gerek naslarda gerek klasik fıkıh kitaplarında açık bir ifadenin bulunmayacağı açıktır. Kur’an ve Sünnet gerekli gördüğü bazı konularda ayrıntılı hükümler koymakla beraber, genelde her hukukî olaya ayrıntıyla inmeyip, bütün devir ve dönemlerde ortaya çıkabilecek problemler için geçerli birtakım ilke ve ölçüler koymakla yetinmiştir. Bu, Kur’an ve Sünnet’in kıyamete kadar müslümanlar için kaynak ve ölçü olmasının tabii sonucudur. Klasik fıkıh kitapları da, Kur’an ve Sünnet ışığında kendi devirlerinin problemlerini çözmüş, müslümanlara günlük yaşayışları için kılavuzluk etmiş, onlara yardımcı olmuştur. Bu duruma göre, günümüzdeki organ naklinin hükmünü, nasların ve İslâm hukukçularının benzeri olaylar karşısında gösterdiği tavıra ve gözettiği gayeye bakarak kavramak mümkündür.</p>
<p>Zaruretler haramı helal kılar</p>
<p>Kur’an’da (elBakara 2/173; elMâide 5/3; elEn‘âm 6/119, 145) ve hadislerde (Müsned, V, 96, 218; Ebû Dâvûd, “Et‘ime”, 36) insan hayatını tehdit eden bir açlık ve zaruret halinde haram fiillerin mubah hale geleceği ve günahın kalkacağı bildirilmiştir. İslâm ölüye değer vermekle birlikte, insana ve hayata daha çok değer vermiş, hayatı korumayı dinin beş temel maksadından biri saymıştır.</p>
<p>İslâm hukukçuları da hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini, tedavi maksadıyla haram ve necis şeyleri kullanabileceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçalarıyla tedavi olabileceğini, yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini, yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabileceğini belirtmişlerdir. İslâm hukukçularının bu ve benzeri fetvaları günümüzdeki organ nakline bir hayli ışık tutmaktadır. Ancak bu gibi durumlarda belirtilen çözümleri benimsemeyen fakihler de vardır. </p>
<p>Bu durum, fıkhın &#8220;Zaruretler, mahzurlu (sakıncalı) olan şeyleri helal kılar&#8221; ve &#8220;Zararın ağır olanı, daha hafif olanıyla giderilir&#8221; genel kaidelerine uyan bir davranıştır. Ayrıca, zaruret halinde &#8220;iki şerden ehven olanı tercih edilir&#8221; görüşüne de uygundur. Çünkü burada bir hayatı kurtarmak söz konusudur.</p>
<p>Kadavradan organ nakli</p>
<p>Çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kuruluşları, ölüden (kadavra) tedavi maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilmesine, çeşitli gerekçelere istinaden cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak, ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu daha önceki kararlarının yanı sıra 03.03. 1980 tarih ve 396/13 sayılı kararı ile, belli şartların bulunması halinde ölüden diriye organ naklinin câiz olduğuna fetva vermiştir. Aynı şekilde Kuveyt Evkaf ve Din İşleri Başkanlığı’na bağlı Fetva Kurulu’nun 24. 12. 1979 tarih ve 132/79 sayılı, 14.09.1981 tarih ve 87/81 sayılı kararları ile, Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin ve Mısır’daki Ezher Fetva Kurulu’nun kararları ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararı da bu yönde olup, bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarla câiz görülmektedir. Çağdaş İslâm bilginlerinin büyük bir kısmı da ferdî olarak bu paralelde fetva vermiştir.</p>
<p>Yukarıda işaret edilen kurullar ve şahıslar, ölüden diriye organ naklinin câiz olabilmesi için şu şartların bulunması gerektiğini belirtirler:</p>
<p>1. Organ naklinde zaruretin bulunması,</p>
<p>2. Konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması,</p>
<p>3. Ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınmış olması,</p>
<p>4. Tıbbî ve hukukî ölümün kesinleşmiş olması,</p>
<p>5. Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması,</p>
<p>6. Alıcının da buna razı olması.</p>
<p>Söz konusu kurullar ve bilginler, ölüden organ nakline fetva verirken genellikle, zaruret halinde haramı işlemeye, necis ve haramla tedavi olmaya ruhsat veren nasları ve bunlardan kaynaklanan fıkhî kuralları ve ictihadları delil olarak göstermektedirler. Ayrıca, zaruretteki kimsenin ölü insan etinden yiyebilmesi, deve idrarıyla tedavi olabilmesi, ipek ve altın kullanabilmesi, insan vücuduna ölünün kemiğinin veya dişinin takılabilmesi, cenini kurtarmak için ölü annesinin karnının yarılabilmesi, annenin hayatını kurtarabilmek için karnındaki ölmüş ceninin parçalanarak çıkarılabilmesi gibi ruhsat hükümlerini örnek göstererek bunların gerekçelerini esas almaktadırlar.</p>
<p>Ölüden organ naklini câiz görmeyen bazı çağdaş bilginler ise, insan ölüsünün saygınlığını ve dokunulmazlığını, “Ölünün kemiğini kırmak, diri iken kemiğini kırmak gibidir” meâlindeki hadisi (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 60; elMuvatta’, “Cenâiz”, 45), cismanî haşir ve organların şahitliği inancını, hilkati (aslî yaratılış) bozmanın câiz olmaması ilkesini gerekçe göstermektedir. Ancak bu görüşün ve dayanaklarının, İslâm’ın yukarıda zikredilen ilke ve gayeleri karşısında daha zayıf kaldığı açıktır.</p>
<p>Diriden diriye nakil</p>
<p>Diriden diriye organ naklinin hükmüne gelince; bazı çağdaş İslâm bilginleri ve fetva kurulları belli şartlarla buna da cevaz vermişlerdir. Bu cümleden olarak Kuveyt Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı Kuveyt Fetva Kurulu’nun 24.12.1979 tarih ve 132/79 sayılı kararında Suudi Arabistan’daki Dünya İslâm Birliği’ne bağlı Fıkıh Akademisi’nin 1928 Ocak 1985 tarihinde Mekke’de düzenlenen VIII. Dönem Toplantısı’nda alınan kararlarda ve İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı 20.03.1990 tarih ve 6/58 sayılı kararlarında diriden diriye organ nakli, belli şartlarla câiz görülmüştür. Bunun cevazı için ileri sürülen şartlar ise şunlardır:</p>
<p>1. Zaruretin bulunması.</p>
<p>2. Vericinin izin ve rızâsının bulunması. </p>
<p>3. Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması ve bu durumun tıbbî raporla belgelendirilmesi,</p>
<p>4. Konunun uzmanlarında operasyon ve tedavinin başarılı olacağına dair güçlü bir kanaat oluşmuş bulunması,</p>
<p>5. Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması,</p>
<p>6. Organ vermenin ücret veya belli bir menfaat karşılığı olmaması.</p>
<p>Bu fetvanın dinî dayanağı olarak yukarıda zikredilen deliller, özellikle “Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibidir” (el-Mâide 5/32) ve “İyilik ve takvâ üzere yardımlaşınız” (el-Mâide 5/2) meâlindeki âyetler ile yardımlaşmayı, dayanışmayı, fedakârlığı, zararı önleyip faydalıyı hâkim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.</p>
<p>Diriden diriye organ naklini câiz görmeyen çağdaş İslâm bilginlerinin sayısı, ölüden organ nakli konusundakine göre biraz daha fazladır. Bu görüşün sahipleri gerekçe olarak da, insanın kendi organlarına mâlik olmadığını ve onlar üzerinde tasarruf yapma hakkının bulunmadığını, insanın saygıdeğer ve dokunulmaz olduğunu, organ naklinin hilkati (aslî yaratılış) değiştirdiğini, iki taraf için de denk bir tehlike teşkil ettiğinden bunun zararın zararla giderilmesi kabilinden olduğunu ileri sürmektedirler.</p>
<p>Ancak, diriden alınan her organ ve dokunun aynı sonucu doğurmadığı ve aynı derecede hayati tehlike, sağlık bozukluğu veya görünüm çirkinliği meydana getirmediği açıktır. Vericiyi riske sokmadığı, sağlığını veya görünümünü bozmadığı takdirde, tıbbî verileri esas almak ve organ nakline zarureten başvurulan alternatifsiz bir tedavi yöntemi olduğu sürece olumlu bakmak, herhalde İslâmî prensiplerle ve dinî hükümlerin amaçlarıyla daha uyumlu bir tavır olacaktır.</p>
<p>Organ bağışlama durumuna gelince; bu, sahasında otorite olan ve itikadı sağlam bir doktorun gözetim ve denetiminde olmalıdır. Sonra da, &#8220;kendi nefislerinizi öldürmeyin&#8221; (en-Nisâ, 4/29) ve &#8220;Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın &#8221; (el-Bakara, 195) ayet-i kerimeleri göz önünde bulundurulmalıdır. Şunu da unutmamalıdır ki, bu iş organ bağışlayana zarar vermemeli, buna zorlanmamalı, bu iş için aldatılmamalıdır.</p>
<p>Bu ölçüler kan bağışı için de geçerlidir.</p>
<p>Kendi vücudundan organ nakli</p>
<p>Öte yandan, kişiye kendi vücudundan organ veya doku nakli meselesi önemli tereddütlere yol açmamış; İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı olan İslâm Fıkıh Akademisi’nin 11.02.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararında, sağladığı yarar, getireceği zarardan fazla olmak, biyolojik veya psikolojik açıdan kişiyi sıkıntıya sokan bir kusur veya rahatsızlığın giderilmesi amacına yönelik bulunmak şartıyla bu tür tıbbî operasyonların câiz olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık aynı kararda, kişinin hayatiyetine son veren, yine hayatiyetine son vermese de vücudun temel fonksiyonlarından birini tamamen sona erdiren organ yahut organların alınması yoluyla diriden diriye organ naklinin câiz olmadığı vurgulanmıştır.</p>
<p>İslam’ın insan hayatına verdiği önem</p>
<p>Hayatı, ölümü ve ölüm ötesini tabii birer hadise ve kademe olarak tanıtıp anlamlı hale getiren İslâm dininin dünyada insanların fert ve toplum olarak sağlık, huzur ve güven içinde yaşamasına önem verdiği, bunu sağlayıcı tedbirlerin bir kısmını emrettiği, bir kısmını da insanların çaba ve inisiyatiflerine bırakıp ilke olarak teşvik ettiği bilinmektedir. </p>
<p>Böyle olunca müslüman toplumların, yeni bir tedavi yöntemi olan organ nakli konusunda başlangıçta mütereddit davranması, hatta toplumsal refleksle karşı bir tavır sergilemesi ve bu konuda birtakım dinî gerekçeler üretmesi mâkul karşılanabilir. Bu tarz bir direnç, geleneksel toplumların her bir yenilik karşısında dağılıp parçalanmasını önleyici ve toplumsal yapıyı koruyucu bir sigorta işlevi de görmektedir. </p>
<p>Ancak, organ naklinin artık alternatifsiz bir tedavi yöntemi olarak insanları hayata döndürdüğü görüldükten sonra bu tereddütlerin ve çekimser tavrın terkedilmesi, hatta bu yönde ciddi adımların atılması, kamuoyu oluşturulması ve bunu sağlayacak kurumların kurulması gerekir. </p>
<p>İnsan hayatına çok değer veren bir dinin mensubu olan Müslümanların bu konuda dünyaya öncülük ve örneklik etmesi bile beklenir.</p>
<p>Organ Satışı</p>
<p>Cenabı Hak Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, &#8220;Andolsun, Biz Âdemoğullarına (güzel şekil, mîzac ve aklî kabiliyetler vermek suretiyle) çok ikramda bulunduk. Onları havada ve denizde (hayvanlar ve taşıtlar üzerinde) taşıdık. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık&#8221; (el-İsrâ,17/70) buyurarak insanın şerefli bir varlık olduğunu bildirmektedir.</p>
<p>Cenabı Hakk&#8217;ın insanoğluna bahşettiği şeref şundan da anlaşılmaktadır ki; hür bir insanı köleleştirip satmak caiz değildir (İbn Miftâh, Şerhul-Ezhâr, 3/30; İbn Hazm, el-Muhallâ, 9/17; el-Huliyy, Şerâiul-İslâm, 2/ 16).</p>
<p>İbn Kudâme, bu hükümle ilgili olarak, &#8220;Bu hükme kimsenin muhalefet ettiğini bilmiyoruz&#8221; demektedir (İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 302).</p>
<p>Bu hüküm hadis-i şeriflerle de sabittir. İmam Buhârî ve diğerlerinin Ebû Hureyre&#8217;den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Cenabı Hak şöyle buyurmuştur: Üç kişi var ki kıyamet gününde ben onların hasmıyım: 1- Benim adıma bir söz verip de sonra verdiği sözden cayan kimse, 2- Hür bir şahsı satıp da parasını yiyen kimse, 3- Ücretle birini tutup da, adam işi yaptığı halde ücretini vermeyen kimse&#8221; (İbn Hacer, Fethul-Bârî, IV, 417; el-Aynî, Umdetül-Karî, XII, IV).</p>
<p>İnsanın kendisinin satılması caiz olmadığı gibi, onun bir cüz&#8217;ünün, organının satılması da caiz değildir. Çünkü bu alış-verişte insana ve parçaya hakaret, onun şerefini düşürme vardır. Hanefi fakihleri bu görüşü savunurlar. Yukarıda geçen Ebû Hüreyre hadisiyle amel edip &#8220;Hür insanın alınıp satılması nasıl caiz değilse, ona ait bir cüz&#8217;ün satılması da caiz değildir. Çünkü ona ait cüzlerin hükmü kendisinin hükmü gibidir&#8221; derler (Kemalü&#8217;d-Din Muhammed b. Abdül-Vahid, Şerhu Fethi&#8217;l-Kadir, VI, 63). Buna dayanarak insana ait cüzlerden başka yollarla faydalanmak da haram kabul edilmiştir. Bunlardan saç ve tırnak gibi cüzlerden istifade edilmez, bunlar gömülür (en-Nevevî, Şerhu Müslim, XIV, 103). Çünkü Resulullah (a.s.m.): &#8220;Saça saç ekleyene ve eklettirene, dövme yapana ve yaptırana Allah lânet etsin &#8221; (Tirmizî, Libâs, 25) buyurmuştur.</p>
<p>Ancak, organ nakli yapılmadığı takdirde, ikinci şahıs için hayatî tehlike söz konusu ise, alıcının satın alması caizdir. Bu satıştan doğacak günah, organı satana aittir (Muhammed Vefâ, Bey&#8217;ul-A&#8217;yânil-Muharrame, s. 110-113).</p>
<p>Sonuç: </p>
<p>Zaruret halinde organ naklini caiz gören âlimlerimizin düşüncelerini şöyle sıralayabiliriz.  </p>
<p>1- &#8220;Bir insanın yaşamasına vesile olmanın bütün insanların hayatına vesile olmak manasına geleceği&#8221; (el- Maide Suresi, 5/32) prensibinden hareketle caizdir demişlerdir.</p>
<p>2- İslam&#8217;ın kolaylık dini olmasını göz önünde bulundurmuşlardır. </p>
<p>3- Kan nakli bugün caiz görülüyorsa organ nakli de -insanın hürmetine uygun hareket etmek şartıyla- caizdir mantığı da yürütülmüştür. </p>
<p>4- Organını bağışlayan kişi, organını verdikten sonra yaşayamayacaksa buna katiyen cevaz verilmemiştir. Çünkü bir canı kurtaralım derken diğer canı öldürmek caiz değildir. </p>
<p>5- Yaşayan birinin böbreklerinin ve gözlerinin biriyle, kan ve dişlerinin bağışlanması, o şahsın iznine tabidir. Razıysa, verir.</p>
<p>6- Organ nakli yapılmadan evvel, konunun uzmanlarında hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanaatin oluşmuş bulunması gerekir.</p>
<p>7- Nakli yapılacak organ bir ölüden olacaksa, ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayı alınmalıdır. </p>
<p>8- Diğer yandan organın alınması, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacağına dair güçlü bir kanaat oluşmuş olmalıdır. </p>
<p>9- Organ nakli, hemen içine girilecek bir iş olarak değil, son çare olarak düşünülmelidir. Çok mecbur kalındığında, iki zarardan biri tercih edilerek, ölmektense, bir insanın organıyla yaşamak tercih edilebilir. Buna da yine, hem dini alanda hem de tıp ve psikoloji alanında işin mütehassısları tarafından karar verilmelidir.  </p>
<p>Önemli bir mesele de şudur: Organ naklini son çare olarak görmemek gerekir. Zira Hz. Peygamber Efendimiz&#8217;in (a.s.m.) sahih hadisiyle ihtiyarlık ve ölüm hariç her hastalığın tedavisi bulunacaktır. Organ ve doku naklinin de dini prensiplere riayet çerçevesi içinde tedavisinin bulunabileceği fikri daima canlı kalmalıdır. Çünkü bütün çalışmalar, yalnız nakil üzerinde yoğunlaşırsa, naklin dışındaki çıkış yolları elbetteki tıkanacak bir türlü başka tedavi şekli bulunamayacaktır. Bunun içindir ki, meselenin ehilleri, nakle verdikleri önem kadar en azından başka alanlarda da çalışmalarını yoğunlaştırmalıdırlar. Aksi takdirde şimdilik çare olarak görülen nakille ilgili bilgi gelişimi temin edilirken daha insanî çıkış yolları kapatılmış olacaktır.  </p>
<p>Bu vesile ile bu meselede sıkça sorulan bir hususa da açıklık getirelim:</p>
<p>Ölmeden önce göz ve böbrek gibi bir organını bağışlayan kimse, bu organlarının öldükten sonra bir hastaya takılmasıyla şüphesiz sevap kazanacaktır. Çünkü bu sayede başka bir insan sıhhate kavuşmuş, hayata dönmüştür.</p>
<p>Domuz kalb kapakçığı ve domuz kalbi insana nakledilebilir mi? Böyle bir nakil caiz mi?</p>
<p>Domuz eti ve domuzdan edinilen ürünler dinen haramdır. Ancak ortada zorunlu bir durum varsa, bu zorunluluk hayatı etkileyen bir sağlık meselesi ise ve başka bir maddeden yapılan bir kapakçık yoksa bu durumda domuz kalp kapağının kullanılmasında bir sakınca bulunmamaktadır. </p>
<p>Domuz kalbinin insan kalbine uyumlu olmasından dolayı domuzdan kalp kapakçığı nakli yapılmaktadır.</p>
<p>Zaruri durumlarda haramlar mubah olur. Bu bakımdan kalp hastası olan bir hastanın tedavisi için domuz kalbinin kullanılması caizdir. Ancak zaruret yoksa caiz olmaz.</p>
<p>Yaşama ümidi kalmayan hastanın fişi çekilerek organları alınabilir mi?</p>
<p>İslam dinine göre kişinin kendi canına kıyması (intihar) yasak olduğu gibi tıbbi verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın yaşamına bir başkası eliyle son verilmesi talebi olan ötenazi de yasaktır.</p>
<p>Ancak yoğun bakım cihazına bağlı olarak yaşamını sürdüren kimsenin, solunum cihazından kurtarılmasının iki şartının bulunması durumunda caiz olacağı ifade edilmiştir. Bu şartlar;</p>
<p>1. Kalp ve solunum tamamen durmuş ve uzman tabiplerin, bu durumdan geri dönüşün artık imkansız olduğu sonucuna varmaları.</p>
<p>2. Beynin bütün fonksiyonları kesin olarak durmuş ve uzman tabipler bu durumdan geri dönüş olmadığını ve beynin çözülmeye başladığına hükmetmiş olmalı.</p>
<p>Belirtilen bu şartların gerçekleşmesi durumunda hastanın bağlı olduğu yoğun bakım cihazı kapatılabilir.</p>
<p>Selam ve dua ile&#8230;<br />
Sorularla İslamiyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/organ-nakli-caizmidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KANAATKÂR OLMAK (cuma hutbesi)</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/kanaatkar-olmak-cuma-hutbesi</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/kanaatkar-olmak-cuma-hutbesi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 12:04:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma hutbeleri]]></category>
		<category><![CDATA[KANAATKÂR OLMAK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1087</guid>
		<description><![CDATA[KANAATKÂR OLMAK Değerli Müslümanlar! Dinimiz İslâm, insana elindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirmesini tavsiye eder, itidâli ve kanaatkâr olmayı bir erdem olarak niteler. Bitip tükenmek bilmeyen maddî hırslar ve zenginlikler karşısında müslüman için en güzel meziyetin, gönül zenginliği olduğunu ifade eder. Aziz Müminler! Allah Teâlâ, insanın ihtiyaç duyabileceği her şeyi yaratmıştır. O’nun ihsan ettiği bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KANAATKÂR OLMAK<br />
Değerli Müslümanlar!<br />
Dinimiz İslâm, insana elindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirmesini tavsiye eder, itidâli ve kanaatkâr olmayı bir erdem olarak niteler. Bitip tükenmek bilmeyen maddî hırslar ve zenginlikler karşısında müslüman için en güzel meziyetin, gönül zenginliği olduğunu ifade eder.<br />
Aziz Müminler!<span id="more-1087"></span><br />
Allah Teâlâ, insanın ihtiyaç duyabileceği her şeyi yaratmıştır. O’nun ihsan ettiği bu nimetleri elde emek için her insanın çalışması gerekir. Bunun için dinimiz çalışmayı teşvik etmiştir. Ancak insan, hayatın dünyadan ibaret olmadığını sanarak, bitmez tükenmez bir biriktirme arzusu ile de hareket etmemelidir. Müslümanın asıl zenginliğin mal, mülk ve servet ile değil gönül zenginliği ile olduğunu unutmaması gerekir. Resûl-i Ekrem Efendimizin ifade ettiği gibi, “Bir vadi dolusu altını olduğu halde ikinci bir vadi dolusu altına tamah edenler”  mal mülk içinde olduğu halde kanaatten nasibini almamış gönül fakiri olan kimselerdir.<br />
Şunu unutmamak gerekir ki dünyada varlık da darlık da bir imtihan vesilesidir. İnsan darlık ve imkânsızlıklar içinde bulunabilir. Bu durumda ihtiyaç sahiplerine sabırlı ve kanaatkâr olma, zenginlere de onların ihtiyaçlarını giderme yükümlüğü düşmektedir. </p>
<p>Allah Teâlâ, ihtiyaç sahibi olduğu halde insanlardan istemekten hayâ edenler hakkında şöyle buyurur: “(Sadakalar) Allah yolunda kendilerini vakfetmiş fakirler içindir ki onlar yeryüzünde dolaşmaya muktedir olmazlar. (Hallerini) bilmeyen; iffet ve istiğnalarından dolayı onları zengin (kimse)ler sanır. Sen (Habîbim) o gibileri simalarından tanırsın. Onlar insanlardan yüzsüzlük edip de (bir şey) istemezler. Siz (Hak yolunda) ne mal harcarsanız şüphesiz Allah onu hakkıyla bilicidir.”<br />
Muhterem Cemaat!<br />
Peygamber Efendimiz (SAV)   ise bir hadisi şeriflerinde “Müslüman olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah’ın kendisine verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur”  buyurarak kanatın önemine dikkat çekmiştir.<br />
Buhârî’nin Sahîh’inde anlatıldığına göre bir sahabi Hz. Peygamberden ihtiyaç duyduğu şeyleri istedi, Peygamberimiz istediğini ona verdi. Tekrar isteyip aldıktan sonra üçüncü defa istediğinde Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Bak! Bu mal çekici ve tatlıdır. Kim onu kanaatkâr bir şekilde elde ederse bereketini görür. Kim de bu malı aç gözlülükle elde ederse bunun bereketini görmez. Böyle bir kişi, yiyip yiyip de bir türlü doymayan gibidir. Oysaki veren el, alan elden daha hayırlıdır.”<br />
Hutbemizi Hz. Peygamberin başta okuduğumuz hadis-i şerifiyle bitirelim; “Zenginlik mal çokluğundan ibaret değildir. Gerçek zenginlik gönül zenginliğidir.” </p>
<p>Abdulkerim YATĞIN<br />
Maslak Üçyol Cami İmam-Hatibi/Şişli/İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/kanaatkar-olmak-cuma-hutbesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziyaretçi sorusu</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-14</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-14#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 16:38:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ziyaretçi Soruları]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretçi sorusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1085</guid>
		<description><![CDATA[merhaba, benim özel bir sorunum var. bebek annesiyim ve doğumdan beri rüyamda afedersiniz boşalma durumum oluyor. her seferinde apar tpoar gusül alıyorum. Bebeğimi gusülsüz emzirebilir miyim? Ve bu hoş olmayan durumu nasıl engellerim?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>merhaba, benim özel bir sorunum var. bebek annesiyim ve doğumdan beri rüyamda afedersiniz boşalma durumum oluyor. her seferinde apar tpoar gusül alıyorum. Bebeğimi gusülsüz emzirebilir miyim? Ve bu hoş olmayan durumu nasıl engellerim?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-14/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Doğum Gününü M.Kandilini Kutlamak Bidat mıdır?</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/peygamberimizin-dogum-gununu-m-kandilini-kutlamak-bidat-midir</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/peygamberimizin-dogum-gununu-m-kandilini-kutlamak-bidat-midir#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 21:51:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyer]]></category>
		<category><![CDATA[mevlit kandili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1082</guid>
		<description><![CDATA[İmam Suyutî, konuyla ilgili olarak özetle şunları söylemiştir: “İnsanların mevlid-i nebevi için toplanıp Kur’an okumaları, Hz. Peygamber (a.s.m)’in veladetiyle ilgili haberleri/menkıbeleri seslendirmeleri, bu münasebetle yemek tertiplemeleri bida-i hasenedir/güzel bir bidattır. Çünkü, bu toplantılarda Hz. Muhammed (a.s.m)’e karşı büyük bir tazim, bir saygı, onun dünyaya teşriflerinden ötürü büyük bir sevinç söz konusudur. Bu ise, sahibine büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İmam Suyutî, konuyla ilgili olarak özetle şunları söylemiştir: “İnsanların mevlid-i nebevi için toplanıp Kur’an okumaları, Hz. Peygamber (a.s.m)’in veladetiyle ilgili haberleri/menkıbeleri seslendirmeleri, bu münasebetle yemek tertiplemeleri bida-i hasenedir/güzel bir bidattır. Çünkü, bu toplantılarda Hz. Muhammed (a.s.m)’e karşı büyük bir tazim, bir saygı, onun dünyaya teşriflerinden ötürü büyük bir sevinç söz konusudur. Bu ise, sahibine büyük bir sevap kazındırır.” (bk. Suyutî, el-Havî li’l-fetavî, 1/272-şamile).</p>
<p>Mevlid kelimesinde &#8220;doğum&#8221; mânası vardır. Kandil kelimesinde de, belli günlerde yakılan aydınlık anlamı mevcuttur. İkisini bir araya getirip de Mevlid Kandili dediğimizde, Resûlüllah`ın doğum gecesinde minarelerde yakılan kandiller hâtıra gelmektedir. Müslümanlar, her sene Rebiü`l-evvel ayının on ikinci gecesine giriş teşkil eden geceyi dinî merasimlerle ihyâ eder, farklı bir huzur ve neş`eyle tes`id etme titizliği gösterirler. Kandillerle donatılan camiler bu niyetle dolar, taşar&#8230;<span id="more-1082"></span></p>
<p>Müslümanlar bu geceyi, hem kendi açılarından, hem de çocukları açısından düşünürler. Kendi açılarından düşünürken ibâdetleri, çevredeki konu komşuya yardımları, çeşitli iyilikleri hatırlar, farklı bir yardım anlayışında olurlar. Çocukları açısından ise, çok dikkatli olurlar. Mâsum dimağlarda gecenin güzel bir hatıra olarak kalmasını temin edecek çarelere başvururlar. Nitekim o günde çocukların sevineceği şeyler alırlar, hoşlarına gidecek sohbetler tertip ederler, gecenin, zihinlerinde tatlı bir hâtıra olarak kalmasını temin ederler.</p>
<p>İslâm dünyasında mevlid merasimi ilk defa, Mısır&#8217;da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan etmekte idi. Fatimîler, Hz. Ali (r.a.) ve Fatıma (r.anha.)&#8217;ın doğum günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi.</p>
<p>Sünnî müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî&#8217;nin eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla düzenlenen merasimler, bütün halkı kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden fakıh, sûfi, vaiz ve diğer alimleri Erbil&#8217;e çağırır ve kutlamalar gayet debdebeli bir şekilde cereyan ederdi.</p>
<p>Daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke&#8217;de de mevlid merasimleri tertiplenmeye başlanmıştır.Mekke ve Medine&#8217;den sonra mevlid merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklı şekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini korumuştur.</p>
<p>Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588&#8242;de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii&#8217;nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii&#8217;nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı.</p>
<p>Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur&#8217;an-ı Kerîm okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid kutlamaları son bulurdu. (Asım Köksal İslam Tarihi)</p>
<p>Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?</p>
<p>Mevlid Peygamberimizden (a.s.m.) üç dört asır sonra icad edilen İslâmî bir âdet olmakla birlikte, bid’atın hasene (güzel) kısmına girmektedir. Büyük hadis ve fıkıh âlimi olan İbni Hacer, mevlid merâsiminin meşrûiyeti hakkında şu hadisi zikreder:</p>
<p>İbni Abbas’ın rivayetine göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) Medine’ye hicret ettiklerinde Aşure gününde Yahudilerin oruç tuttuklarını öğrenir. Oruç tutmalarının sebebini sorduğunda Yahudilerden şu cevabı alır:</p>
<p>“Bu çok büyük bir gündür. Bugünde Allah, Mûsâ ile kavmini kurtardı. Firavun ile kavmini suda boğdu. Mûsâ da buna şükür için oruç tuttu. İşte biz de bugünün orucunu tutuyoruz.”</p>
<p>“Bunun üzerine Peygamberimiz, ‘Öyleyse biz Mûsâ’ya sizden daha yakın ve evlâyız’ buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu, hem de tutulması için tavsiyede bulundu.” ( Müslim, Sıyam 127)</p>
<p>İbni Hacer bu nakilden sonra şöyle der: “Bundan anlaşılıyor ki, böyle bir günde, mevlid gecesinde Allah’a şükretmek tam yerindedir. Fakat mevlid merasiminin Peygamberimizin doğum gününe denk getirilmesi için dikkat etmek gerektir.” (el-Hâvî fi&#8217;l-Fetevâ, 1/190.)</p>
<p>Bugünkü İslâm ülkelerinde Peygamberimizin doğumunu yâd etmek, ona salât-selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlidler vardır. Arapça “Bâned Suâd, Bürde ve Hemziyye” kaside-leri birer mevliddir. Türkçede ise yirmiden fazla mevlid manzumesi vardır. Fakat bunların içinde en çok tutulan ve okunanı Süleyman Çelebi merhumun 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât isimli mevlid kitabıdır.Önceleri yalnız Peygamberimizin doğum gününde okunan ve tertip edilen mevlid merâsimleri, daha sonra bütün mübarek gecelerde tekrarlanmış, bilhassa memleketimizde daha da yaygınlaşarak, ölüm, hastalık ve daha birçok vesilelerle okunagelmiştir.  Bazı İslâm âlimleri mevlidi bid’at sayarak karşı çıkmışlarsa da yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ,</p>
<p>Bediüzzaman, zamanımızda bu meseleyi şöyle tashih etmiştir:</p>
<p>“Mevlid-i Nebevî ile Miraciyenin okunması gayet nâfi (faydalı) ve güzel âdettir ve müstahsen (iyi, hoş) bir âdet-i İslâmiyedir. Belki hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyenin gayet lâtif ve parlak ve tatlı bir medar-ı sohbetidir (sohbet sebebidir). Belki hakaik-i imani-yenin ihtarı (hatırlatılması) için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki îmanın envarını ve muhabbetullah ve aşk-ı Nebevîyi göstermeye ve tahrike en müheyyic (heyecan uyandıran) ve müessir bir vasıtadır.” (Nursi, Meklubat, s. 281-285)</p>
<p>Kandiller nasıl değerlendirilmelidir?</p>
<p>Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:</p>
<p>1. Kur&#8217;ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur&#8217;ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.</p>
<p>2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.</p>
<p>3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.</p>
<p>4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.</p>
<p>5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.</p>
<p>6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.</p>
<p>7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.</p>
<p>8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.</p>
<p>9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.</p>
<p>10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.</p>
<p>11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.</p>
<p>12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.</p>
<p>13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.</p>
<p>14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.</p>
<p>15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.</p>
<p>16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.</p>
<p>17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.</p>
<p>18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.</p>
<p>19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.</p>
<p>Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili özel bir ibadet mevcut değildir. Namaz, tilavet–i Kur&#8217;ân, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya edilebilir&#8230; Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnette mevcut değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu, “O gecelerde namaz kılmak mekruhtur” anlamına gelmez. Teheccüd ve nafile namazları teşvik eden rivayetler çoktur. Bunların mübarek gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/289).</p>
<p>Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da ayrıca kılmakta ise bir sakınca yoktur; sevaptan hâli değildir(alıntı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/peygamberimizin-dogum-gununu-m-kandilini-kutlamak-bidat-midir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziyaretçi Sorusu</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-13</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-13#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 12:12:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ziyaretçi Soruları]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretçi soruları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1078</guid>
		<description><![CDATA[Benim icinden cikamadigim, kendimin hatasi olan bir gunah icindeyim, bana yardimci olurmusunuz, bana bir yol gosterebilirmisiniz? Aslinda benim durumumda cok insan var ama cogu boyle bir durumu normal karsilayip hayatina devam ediyor, Yurt disinda gayri mesru iliskiler ve cocuk oluyor ve kadin kendi kendine dogurup hiristiyan olarak buyutuyor, kendimiz istemedigi halde kadin kendisi dogurup buyutuyor,boyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Benim icinden cikamadigim, kendimin hatasi olan bir gunah icindeyim, bana yardimci olurmusunuz, bana bir yol gosterebilirmisiniz? Aslinda benim durumumda cok insan var ama cogu boyle bir durumu normal karsilayip hayatina devam ediyor,</p>
<p>Yurt disinda gayri mesru iliskiler ve cocuk oluyor ve kadin kendi <span id="more-1078"></span>kendine dogurup hiristiyan olarak buyutuyor, kendimiz istemedigi halde kadin kendisi dogurup buyutuyor,boyle bir durumdaki gunahtan kurtulmanin cikis yolu nedir? ben evliyim ve bir zina yaptim, yurtdisinda calisiyorum ve buyuk bir hata yaptim, diger taraftan evlendigim esimin ailesi bizim aile dostumuz, boyle birseyden haberleri olur ise ben ailemi kaybedecegim, benim bir zinadan cocugum oldu, emin olmadigim halde birlikte oldugum kisi hamile oldugunu soyledi, bu kisi hiristiyan ve bizim geleneklerimize uymayan bir kiz, su an evli olmasam bile onunla bir evlilik yapma durumum yok cunku bana benim dinime ve kulturume uyacak bir kisi degil ama hamile oldugunu soyluyor ve kendi kendine dogurup buyuteceginden bahsetti ve benimle iliskisini kestirip atti, aldirmayi dusunmuyor ve aldirirsa baska cocugunun bir daha olmayacagini soyledi, tartistik ve benimle gorusmuyor ve ben daha hamile olup olmadigini kesin olarak bilmiyorum. eger hamile ise ne yapmaliyim?ben boyle bir gunahtan nasil kurtulacagim?nasil bir yol izlemeliyim? ne yapmaliyim?Yardimci olabilirmisiniz? Allah razi olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/ziyaretci-sorusu-13/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Musab Bin Umeyr (r.a)</title>
		<link>http://www.islamisorucevap.com/musab-bin-umeyr-r-a</link>
		<comments>http://www.islamisorucevap.com/musab-bin-umeyr-r-a#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 18:40:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyer]]></category>
		<category><![CDATA[Musab Bin Umeyr (r.a)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamisorucevap.com/?p=1075</guid>
		<description><![CDATA[İslamın sancaktarlığını yapan musab bin umeyr peygamberimizin yanından savaş esnasında hiç ayrılammıştır. Hz. peygamberi yaralayan ibn.kemienin kılıç darbesiyle her iki elide kesilince sancağı kollarıyla göğsune basarak dşk tutmaya çalıştı anca sonunda aldığı mızrak darbesiyle şehit düştü. savaştan sonra şehitler defnedilirken onu saracak bir kefen bulamadılar .Bedenini hıorkasıyla örtmeye çalıştıklarında ,başına çekince ayakları ayaklarını çekince başı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslamın sancaktarlığını yapan musab bin umeyr peygamberimizin yanından savaş esnasında hiç ayrılammıştır.<br />
Hz. peygamberi yaralayan ibn.kemienin kılıç darbesiyle her iki elide kesilince sancağı kollarıyla göğsune basarak dşk tutmaya çalıştı anca sonunda aldığı mızrak darbesiyle şehit düştü.</p>
<p>savaştan sonra şehitler defnedilirken onu saracak bir kefen bulamadılar .Bedenini hıorkasıyla örtmeye çalıştıklarında ,başına çekince ayakları ayaklarını çekince başı açık kalmış ,sonunda basşını örtmüşler ,ayaklarının ustune bir demet ot koymuşlardır.</p>
<p>Allah onlardan razı olsun bizlere şefaatlerini eksik etmesin rabbimiz inşallah.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamisorucevap.com/musab-bin-umeyr-r-a/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

