Bildiğimiz gibi Selam vermemiz bizlerin birbirimize olan sevgi ve saygımızı göstermektedir.
Hem ayet hem de hadislerle selamın verilip alınması ısrarla istenmiş, ihmal ve terkine ise hoşgörü ile bakılmamıştır. Aleyhissalat-ü ves’selam Efendimiz:
-Aranızda sevginizi çoğaltacak bir söz haber vereyim mi size?- diye sorduğunda, -Ver ya Resulallah- denilince: -Öyle ise- demiş, -Selamı aranızda yayın; karşılıklı sevginizin arttığını anlayacak, kardeşlik duygularınızın kuvvetlendiğini göreceksiniz.- buyurmuştur.
Nitekim Müslümanlar, devam ettikleri bu selam sünneti ile aralarında sevgi köprüleri kurmuş, herkesle kolayca konuşup yakınlık tesis etme kolaylığı sağlamışlardır. Hatta cennet halkının dahi karşılaştıkları cennetliklere söyleyecekleri ilk sözleri “Esselam-ü aleyküm!” cümlesi olduğuna da dikkat çekilmiştir.
->
Sorumuzun cevabını
(prof.dr).Alaaddin BAŞAR cevaplayacak inşallah kardeşlerim.)
Risale-i Nur Külliyatından bir hakikat dersi : “Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister. Mükâfat ve mücazat menzilleri ahirettir.” Mesnevî-i Nuriye
İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hak bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.
Onun kahrının tecelli etmemesini istemek, iki mânâya gelir:
->
Zekat nedir?
Sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü anlamlarına gelen zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allâh rızası için muayyen kişilere verilmesi demektir.
Malî ibadetlerden biri olan zekat, İslâm’ın beş temel esasından olup, hicretin ikinci yılında Medine’de farz kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin…” (Bakara, 2/43, 110; Hac, 22/78; Nur, 24/56; Mücadele, 58/13; Müzzemmil, 73/20); “Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir
öncelikle kısaca kendimden bahsetmem gerekirse küçüklüğümden itibaren dini değerlerine önem veren bir çevrede yetiştim ve yaşıtlarıma kıyasla din konusunda biraz daha iyi eğitildim, bu dini bilgileri başlarda severek isteyerek öğrendim hatta daha fazlasını öğrenmek için çeşitli farklı kaynaklara da başvurdum. öğrendiğim herşey çok hoşuma gitti ve lise dönemimde din karşıtı bir çevrede olmama rağmen bunlara çok uzun süre inanıp savundum.pek çok arkadaşımı bu konuda çok iyi ikna ettim. ancak bir süre sonra kimsenin etkisi altında kalmadan bazı konuları düşünmeye başladım, sorguladığım birçok konu hakkında araştırmalar yapıp bilenlere danıştım ve kafamdaki soru işaretlerini giderdim.ancak kader ile ilgili şüphelerime hiç çözüm bulamadım. Birçok kişi tarfından saygı duyulan, önünde saygıyla durulan insanlarla dahi konuştum bu konuyu, aklımdaki soru işaretlerini onlarla da paylaştım fakat bu insanlar bile cevap veremedi, tek söyleyebildikleri “ona bizim aklımız ermez ” gibi basit saçma sapan bi kaçış cümlesi oldu.bende düşündüm ki imanın 5 şartından biri olan kadere iman konusunda bir insanın şüpheleri varsa , buna tüm kalbiyle açıklık getirip inanamamışsa hala bence bu kişi tam olarak Müslüman sayılmayabilir.sonuçta imanın şartı 5 değilmi? Bunlardan biri de kadere imansa ve tüm kalbinle tam anlamıyla bu konuya açıklık getiremeyip inanamıyorsan hala içinde şüpheler varsa, bu demektir ki 5 şarttan birine iman etmemişsin ve dolayısıyla da tam olarak Müslüman sayılmazsın. Bu sebeple kendimi yıllardır Müslüman olarak göremiyorum.Allaha karşı yakınlık hissediyorum fakat eğer bir dine mensup olmam gerekiyorsa, bu din, yukarıda saydığım sebeplerden ötürü (yani kadere iman edememiş olmam) Müslümanlık olamaz bence.
Şimdi kader konusundaki şüphelerime geleyim:
Alaaddin Başar (Prof.Dr.)
Ölüm ruhun bedenden ayrılma olayıdır. Ölen ruh değil, bedendir. İnsan ise asıl olarak ruh demektir. Beden onun hanesi yahut elbisesi hükmündedir. Elbisenin değişmesiyle, yahut parçalanması, yok almasıyla kişinin varlığına bir zarar gelmez. Bu dünya hayatında bize bu bedeni giydiren ve kainatla olan münasebetimizi böylece kuran Rabbimiz, bizi bu alemden göç ettirdiğinde ruhumuzu bu elbiseden ayırmakta, bu binadan çıkarmaktadır. Berzah dediğimiz kabir hayatından sonra, insanlar ebedi bir hayat için yeniden diriltildiklerinde, yani ruhlara o aleme uygun bedenler verilecektir. Ölüm yokluk değildir. Hiçlik değildir.
HAYRETTİN KARAMAN HOCA EFENDİNİN CEVABI
1. Peygamberimiz (s.a.), İslam’ı tebliğ ederek, bir topluluk içinde onu uygulayarak, aynı zamanda büyük bir inkılab olan İslam’a insanları alıştırmak/intibak ettirmek üzere tedbirler alarak yaklaşık 23 yıl yaşadı. Tabîî kendisi de bir beşer/insan idi, her söylediği, her yaptığı -meşru olmakla beraber- herkesi bağlayan, bütün müminlerin uyması gerekli olan davranışlar değildi. Onun davranışlarını bağlayıcılık bakımından sınıflandırma işi sahâbe devrine kadar uzanır. Biz de bir kitabımızda bu konuyu ele almıştık (İslam’ın Işığında Günün Meseleleri, 1 vd.).
Ben 46 yaşındayım ve bazı şeylerin farkındalığına maalesef yeni yeni varabilmekteyim. Oruç tutmak istiyorum ama bunca yılın borcu nasıl ödenir bilemiyorum, bu yüzden başlamaya korkuyorum. Bana ne önerebilirsiniz, bunun kolay bir çözümü var mı?
TARİKAT NEDİR ,TARİKAT KELİME MANASI İLE YOL DEMEKTİR.
Tarikat, tasavvufun sistemleşmiş şeklidir. Tarîkatlar, hakikatlerin yollarıdır. (1)
Tarîkatlar, şeriatın birer delili, ab-ı hayat dağıtan bir kevser kaynağıdırlar. (2) Asırlardır nice ehl-i iman, bu menba’dan içmiş, bu muazzam hazineden istifade etmiştir.
Tarîkat, Resulullah’ın miracının gölgesinde kalb ayağıyla ruhanî bir seyr ü sülûktur. (3)
Tarîkat, hakîkate giden bir yol olmakla beraber, tek yol değildir. Bütün hak tarikatlar, esaslarını Kur’ândan almışlardır.
Tarîkatı kabul etmek istemeyen bazı kimselerin, “Hz. Peygamber devrinde tarikat mı vardı?” şeklindeki soruları, bir cerbezeden ibarettir.
Zira, tarîkatın bütün esasları, zaten Resulullah’ın tatbikatına dayanmaktadır. Yani, uygulama vardır, fakat adı tarikat değildir. Tarikatın belli bir sistem içinde ortaya çıkması , hicri 3. asra dayanır. Cüneyd-i Bağdadî, Bayezid-i Bistami gibi zatlar, tarîkatın ilk önderlerindendir. Daha sonraki dönemlerde gelen Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir-i Geylanî, Mevlâna Celaleddin-i Rûmi, İmam-ı Rabbani gibi zatlar ise, tarîkatın en meşhur kahramanlarıdırlar.
Kaynaklar:
1. Nursi, Sözler, s 464
2. Bkz. Nursi, Mektubat, s. 444-445
3. Bkz. Nursî, Mektubat, s. 443
Yazar: Şadi Eren (Doç.Dr.)
Cevap: Bismillahirrahmanirrahim
Şayet günümüzdeki bu kadar iletişim vasıtalarına rağmen hala böyle bir kimse varsa, sadece Allah’ın varlığını bilmekle yükümlü olacaktır. Çünkü insan aklı Yaratıcı’nın varlığını idrake haizdir.
Aklı başında olan her insana, Allah’ın varlığını bilip tasdik etmek farzdır. Kâinatta her zerre, ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı’nın varlığına şahadet edip dururken, her şeyin üstünde bir akla sahip olan insanın bunu anlamaması, bunu düşünüp bulmaması caiz olamaz. Onun içindir ki, insan nerede ve hangi zamanda yaşamış olursa olsun, kendi aklıyla düşünerek Allah’ı bulması ve bilmesi, üzerine farzdır.
Allah Teâlâ insanlara, dinî vecibelerini beyan eden bir Peygamber göndermemiş bile olsa idi, akılları ile Allah’ın varlığını ve birliğini bilmek onların üzerine vacip olurdu, Şu kadar ki, böyleleri, yani Peygamberlerin tebligatından haberi olmayanlar; ibadetler, namaz, oruç, zekât vesaire şer’i hükümlerle mükellef değildirler. Çünkü bu gibi şer’i hükümler yalnız akıl ile anlaşılmaz. Onlar ancak bir Peygamberin haber vermesiyle bilinir.
alıntı)
bir evli çift bir gusül abdesti almadan birden fazla ilişkiye girebilir mi? bi gecede eşiyle bir kac kez ilişkiye girmek isteyen kişi her defasında tekrar gusül abdesti almak şartmı dır acaba?
cevap:Her defasında abdest almak şart değildir tek abdest yeterlidir kardeşim
Bu soru biraz garip gelebilir ama dinimiz öğrenmeyi mubah kılar bu soruyla belki karşılaşabilirsiniz bu soruyu Sayın Hayrettin Karaman hoca efendi şu şekilde açıklamıştır.
Cevap:
Öpme, okşama dışında tam olarak cinsel temas yapılamaz, yapılırsa mekruh olur. “Eşlerin birbirine her yerleri mübahtır, haram değildir” şeklindeki bir hüküm doğru değildir; kadına anüsten yaklaşmak (ters ilişki) ehl-i sünnete göre caiz değildir. Ağız da cinsel temas için değil, başka işler için var edilmiştir; oradan cinsel temas yaratılış amacına da, fıtrata da ters düşer, fıtratları bozulmamış olanlar bundan nefret ederler.
hayrettin karaman
Kurban bayramına ulaşmış bulunmaktayız kurban ile ilgili kafanıza takılan sorular ve cevapları buyrun:
Kurban ne demektir, hükmü nedir?
Sözlükte yaklaşmak, Allâh’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı, kurban bayramı günlerinde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.