KUL HAKKI
Muhterem Müslümanlar!
Yaşadığımız bu fani hayat elbette bir gün son bulacak, ebedi hayat başlayacak ve herkes bu dünyada yaptığının hesabını verecektir. Orada inceden inceye hesaba çekileceğimiz hususlardan birisi de kul haklarıdır. Bunların bir kısmını ana-baba hakkı, evlat hakkı, karı-koca hakkı, komşu hakkı, akraba hakkı, işçi-işveren hakkı şeklinde sıralamak mümkündür. Akıllı ve basiretli insanlar hak ve hukuka saygı göstererek, hesap gününe kendilerini hazırlar. Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır ki; kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak ve herkes iyi veya kötü yaptığının karşılığını görecektir. Nitekim hutbemin başında okuduğum âyet-i kerimede “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlemişse onun (karşılığını) görür.” buyrulmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de kimsenin hakkının kimsede kalmayacağına şöyle işaret buyurmaktadır: “Kıyamet gününde haklar mutlaka sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun bile boynuzlu koyundan hakkını alacaktır.
Aziz Cemaat!
->
MELEKLERE İMAN
Değerli Müminler!
Meleklere iman yüce dinimizin iman esaslarından biridir. Melekler farklı sûretlere girebilen ve nurdan yaratılmış varlıklardır. Onlar günah işlemezler. Yemezler ve içmezler. Nefsanî ve şehevî arzulara sahip değildirler. Erkeklik ve dişilikleri olmayan meleklerin mahiyetini, yaşayış tarzlarını insanlarla kıyaslamak mümkün değildir. Onlar, insan suretine de girebilirler. Vahiy meleği Cebrail’in Peygamber Efendimize (a.s.) bazen insan suretinde geldiği bilinmektedir.
Melekler daima Allah’a ibadet ve taâtle meşguldürler. Onların görevleri arasında Peygamber’e salât ve selam getirme, müminler için dua ve istiğfarda bulunmak da vardır. Melekler, fizik âlemle zaman ve mekândan münezzeh olan Yüce Allah arasında elçi vazifesi görür. Cebrâil (a.s.), peygamberlere vahiy getirmekle görevlidir. Mikâil (a.s.) rızık ve rahmet meleğidir. Ölüm meleği Azrail, insanların ruhunu kabzeder. İsrafil ise kıyamet vuku bulacağı ve insanların tekrar dirileceği zaman Sur’a üflemekle görevli melektir.
->
MEVLİD-İ NEBİ
Muhterem Kardeşlerim!
Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız.
Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise;
“Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
Bu gelen tevhid-ü irfan kânıdır
Bu gelen aşkına devreyler felek
Yüzüne müştak durur ins ü melek.”
dizeleriyle tezahür etmiştir.
Değerli Kardeşlerim!
İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir
KANAATKÂR OLMAK
Değerli Müslümanlar!
Dinimiz İslâm, insana elindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirmesini tavsiye eder, itidâli ve kanaatkâr olmayı bir erdem olarak niteler. Bitip tükenmek bilmeyen maddî hırslar ve zenginlikler karşısında müslüman için en güzel meziyetin, gönül zenginliği olduğunu ifade eder.
Aziz Müminler!
TAKVA
Muhterem Müminler!
Dinimizin üzerinde önemle durduğu hususlardan biri de takvadır. Takva Allah’tan korkmak ve ona saygı duymak, insanı Allah’tan uzaklaştıran şeylerden sakınmak, nefsin arzu ve isteklerini terk etmek, dinin âdâb ve erkânına riayet etmektir. Takva, Allah’ın yasaklarını çiğnememek, kendini kimseden üstün görmemek, sözde ve davranışta Hz. Peygamber’e uymaktır. Hayatını bu esaslara göre şekillendiren müminlere ise müttakî denir.
EŞLERİN KARŞILIKLI GÖREV VE SORUMLULUKLARI
Muhterem Müslümanlar!
İnsan neslinin devamını evlilik üzerine kuran Yüce Allah, kadına annelik, erkeğe de babalık mesuliyeti yükleyerek hayatın yükünü paylaştırmıştır. Karşılıklı sevgi, merhamet ve vefa duygusu vererek de bu birlikteliğin devamını sağlamıştır. Evlilik bir hayat arkadaşlığıdır. Arkadaşlık zorlukları paylaşmayı, maddi ve manevi her türlü yardımlaşmayı gerektirir. Evlilik bir dostluk antlaşması ve sadakat sözleşmesidir. Kurallarını Allah ve Rasulünün belirlediği, Kur’an-ı Kerim’de
KUMAR VE ŞANS OYUNLARI
Değerli Müminler!
Cenâb-ı Hak en değerli varlık olarak yarattığı insanoğlunu sayısız nimetlerle donatmıştır. Vermiş olduğu nimetlerin meşrû ölçüler çerçevesinde kullanılmasını da emretmiştir. Dinimiz kazancın helâl yollardan olmasını istemiş, haram kazancı kesinlikle yasaklamıştır. Kişinin kazancına haram karıştıran sebeplerden biri de kumardır.
ZAMAN BİLİNCİ
Muhterem Müslümanlar,
Belki de hiçbir din, hiçbir kültür ve medeniyet, zamana son hak din İslâm kadar önem atfetmemiştir. Zaman, Yüce Rabbimizin insanoğluna verdiği nimetlerin en başında yer alır. Yeryüzündeki birçok nimetin alternatifi veya yitirilmişse telafisi mümkün iken, geçen hiçbir ânın geri getirilmesi asla mümkün değildir. Önemine binaen Kur’an-ı Kerim’de bazı sureler; Asr, Duha, Leyl, Fecr, Cuma, Felak gibi zaman ifadelerine yeminle başlar, isimlerini de bu ifadelerden alır. Yine pek çok ayette; dehr, karn, asr, sene, yaz-kış, ay, gece-gündüz, sabah-akşam, kuşluk vakti, zeval ve gurub vakti, gece yarısı, ân gibi vakitlerden söz edilir. Bazen “süresi elli bin yıl olan bir günden”
İRŞAD SORUMLULUĞU
Değerli Müminler!
Yüce Allah, doğru yolu göstermek üzere çok sayıda peygamber göndermiştir. Beşeriyet için rahmet olan bu Peygamberler, Allah’ın emir ve yasaklarını, hak ve batılı, ahlâkî erdemleri her türlü zorluğa rağmen insanlara tebliğ etmişlerdir.
İnsanlar, tabiatları gereği her zaman irşad ve davete, öğüt ve nasihate muhtaçtır. Bu kutsal vazife peygamberlerden sonra da peygamberlerin varisleri olan âlimler tarafından yerine getirilmektedir.
DÜNYA-AHİRET DENGESİ
Aziz Müslümanlar,
Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz, kurtarıcı sözlerinin birinde, “Akıllı insan, nefsini hesaba çekip onu dizginleyebilen ve her zaman faydalı işler peşinde koşup ölüm ötesi için hazırlık yapan kimsedir. Doğruyu bulmaktan âciz olan ise, nefsinin arzularına boyun eğip, onun isteklerine uyduğu halde hâlâ kurtulacağını sanan kimsedir” buyurmuşlardır.
Hayat faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerimizin karşılığını bulacağımız ebedi âleme geçiştir. Yüce Kur’an’ın ifadesiyle, “Hayat sadece bu dünyadaki yaşayışımızdan ibarettir. Bir daha diriltilecek değiliz” diyenler, böylece öbür âlemi, o âlemdeki sorgu suali, nihai adaletin tecelli edeceği mahkeme-i kübrayı, cennet ve cehennemi inkâr edenler, gafletlerinin farkına vardıklarında –ne yazık ki- iş işten geçmiş olacaktır.
ENGELLİLER ve SORUMLULUĞUMUZ
Muhterem Cemaat!
Yüce Allah insanlara sayısız nimet vermiştir. Ama bazı insanlar doğuştan veya daha sonra bu nimetlerin bir kısmından mahrum kalabilmektedir. Herkes her şeye sahip olamıyor. İnsanın gözleri görmeyebilir, kulakları duymayabilir veya herhangi bir organı sakatlanabilir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de engelli insanlarımız bulunmaktadır. Nice insanlar sağlıklı iken bir hastalık veya kaza sonucu engelli olabilmektedir. Bütün bunlar bizim için bir imtihandır. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Andolsun sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, başlarına bir musibet geldiği zaman: “Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz” derler.
İşte Rablerinin bağışlaması
KERBELA’YI ANLAMAK
Kardeşlerim!
Cennet kapılarının ardına kadar açıldığı ramazan ayı, mü’minlerin malı mülkü, makamı, şöhreti ellerinin tersiyle iterek kefen misali bembeyaz elbiselere bürünüp mahşer provası yaptıkları hac mevsimi derken, Rabbimizin hikmet ve rahmetine mazhar olmuş zaman dilimlerinden olan muharrem ayının içerisinde bulunmaktayız. Şehrullah” yani Allah’ın ayı olarak bilinen muharrem ayı, Hicrî takvime göre birinci aydır. Bugün Hicrî 1433’ncü yılı Muharrem ayının yedisi. Yeni hicrî yılımız hepimiz için mübarek olsun. Muharrem ayının, tarihimizde, kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Muharrem ayı aşure ayıdır. Ve muharrem ayı bizlere, ciğerlerimizi dağlayan Kerbela’yı hatırlatan aydır.
Social Widgets powered by AB-WebLog.com.